Orada baraj suları geldiğinde evini terk etmek zorunda kalacak insanların ve eski eserlerin savunması, beğenmediğimiz "gâvurlar"a düştü. Bu orada olmama hali bizim ile Avrupa arasında kurum, hassasiyetler ve mantalite açısından ne kadar büyük farklar olduğunu gösteriyor. Avrupa'da sivil toplum kuruluşları çok güçlüdür. Avrupalı bankalar ve şirketler bilirler ki çevreci kuruluşları ikna edemezlerse Ilısu Barajı'nı finanse etmeleri ve yapmaları tehlikeye girebilir. Nitekim, 1990'lardaki Avrupa'nın en büyük banka ve inşaat şirketlerini korkutup baraj yapma girişimini önlediler. Aynı şey tekrarlanabileceği için, konsorsiyum, çevreye ve insanlara ilişkin bütün önlemlerin alındığı konusunda sivil toplum kuruluşlarını ikna etmeye çalışıyor. Bizde ise hükümetinin yaptığına bakın: Türkiye'de yirmiye yakın Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu var. Hasankeyf, Diyarbakır Bölge Kurulu'nun sahasına giriyor. Hükümet kurula şifahi olarak yaklaşarak Hasankeyf'in sit alanı olma statüsünün kaldırılması telkininde bulunmuş. Bir Türk inşaat şirketi gelip brifing vermiş. Ancak kurul Hasankeyf'in sit alanı statüsünü değiştirmedi. Değiştirmedi, çünkü Diyarbakır Bölge Kurulu üyeleri bir önceki hükümet döneminde atandıkları için AKP'ye minnet borçları yok. Kendi ülkemiz ve insanımız hakkında neden "gâvurlar" kadar hassas değiliz? Metin Münir, Milliyet |
|||||||






